English

TEKNENİN
HİKAYESİ

  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi1
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi2
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi3
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi4
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi5
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi6
  • Armada Gezi Teknesi Yapım Hikayesi7
1 2 3 4 5 6 7

Ahırkapı Sahilinde Barbaros Hayreddin Paşa’dan İzler...

1980’lı yılların sonuna doğru, turizmci bir grup arkadaş, İstanbul’un tarihi merkezindeki Ahırkapı sahilinde, surların hemen arkasında, yanmış yıkılmış bir sıra ahşap evi barındıran araziyi ilk gördüğünde, o yıkıntının tarihçesini de araştırmış ve kalıntıların Barbaros Hayrettin Paşa’nın leventleri için yaptırdığı ahşap sıra evlere ait olduğunu öğrendiklerinde içleri sızlamıştı. Bu kalıntının canlandırılıp yeniden işlev verilerek İstanbul ve dünya kültürüne  kazandırılması için kolları sıvadılar. Evlerin dış görünüşüne dair erişilebilen tüm belgeler araştırılıp bulundu, yeni işlevi bir şehir oteli olacak yapının restitüsyon projesi ortaya çıktı, adı da Barbaros Hayrettin Paşa’nın anısına saygı, gemilerine de bir gönderme olarak konuldu: Armada Otel...

Armada ekibi, otelin gerek dış gerek iç tasarımını yaparken, gerek İstanbullulara ve dünya gezginlerine neyi nasıl sunacağına karar verirken kendisine hep şu soruyu sormuştu: “İstanbul doğru korunsaydı, günümüze ne kalırdı?”Dışındaki ve içindeki herşey bu sorunun yanıtlarına göre biçimlenen Armada Otel, İstanbul’da İstanbul’u arayanlara güzel duygular yaşatmaya devam ediyor.

İçinden Deniz Geçen İstanbul’da Deniz Kültürü...

İstanbul, 19. yüzyıla kadar, bir nehir kıyısında kurulduğu için büyüyüp önem kazanan ve o su ile bütünleşen Londra, Paris, Viyana gibi diğer Avrupa kentlerinden farklılaşmış; aynı zamanda bir “su uygarlığı şehri” de olarak dünyanın kültür başkentliğini diğerlerine kaptırmamıştı...

Eski İstanbullular da özellikle yaz aylarında başka yerlere “sayfiye”ye gitmez, şehrin içinden geçen denizi Boğaziçi’nde, hatta Haliç, Göksu, Küçüksu’da incelikli ve estetik bir deniz kültürünü yaşam tarzına dönüştürmenin tadını çıkarırlardı. Çeşitli kayıklarla başlayan, gezi teknelerinden geçen bu kültürün son örneği; 20. yüzyıl başlarındaki “tenezzüh tekneleri” biçiminde görüldü. Hatta Şirket-i Hayriye’nin işlettiği “Tenezzüh Vapurları” geniş çaplı eğlence ve yemek programlarıyla bugün bile yaşayan eski İstanbullular tarafından özlemle anılır...

Ahırkapı Sahili ve Ahırkapı İskelesi

16. yüzyılda dünyanın “benim” diyen denizci kumandanlarının içine saldığı korku yüzünden “Kızıl Sakal” (“Barba Rossa”) diye anılan Barbaros Hayreddin Paşa’nın, bugünkü Armada Otel’in yerinde, leventleri için yaptırdığı sıra evleri özellikle Ahırkapı sahilinde yaptırmasının nedeni, onların karada iken de denize yakın bir yerde dinlenmeleri” ve gerektiğinde hemen gemilere intikal edebilmeleri içindi... Donanma Ahırkapı iskelesinden ikmalini yapar, leventler buradan gemilerine giderdi. 400 yıl sonraki Ahırkapı’ya bakıldığında İstanbul’un pek çok sahil semtinde olduğu gibi, denizle iletişiminin kesilmiş olduğu görülüyordu. 1994’den bu yana Ahırkapı’ya eski itibarını kazandırmak için ciddi uğraşlar veren Armada ekibi,  diğer komşularıyla da işbirliği içinde 2010 yılında açılan yeni Ahırkapı İskelesi için de öncülük etmişti...

İstanbul Denizlerine Yaraşır bir Tekne Hayali...

2011 yılında Kasım Zoto yaşamında ilk kez küçük bir tekne sahibi oldu ve denizde dolaşmaya başladı... Bu arada İstanbul’da uzun zamandır gözüne takılan çirkinliklerden birisini; karadaki curcunayı denize taşıyan “tekneleri” yakından gözleme fırsatı buldu. Galiba “İstanbul’u denizlerinde de İstanbul yapan” değerleri sahiplenmek, onları koruyup yaşatmak için bir de “Armada Gezi Teknesi” yapmanın zamanı gelmişti...

Geleneksel soru elbette İstanbul’un gezi tekneleri için de soruldu: “-İstanbul’un denizlerinde vaktiyle seyreden gezinti teknelerinin ortak özellikleri neydi? Onları o kadar güzel yapan, bugün bile ‘özlenir’ kılan nedir? Bunlar doğru korunsaydı bugün nasıl tekneler görürdük?” 

Kollar tekrar sıvandı ve tasarımından, malzemelerinden, içinde kullanılan her bir dekor ögesine, kabına kacağına, çatal bıçağına, buz kovasına kadar İstanbul’un güzel denizlerini gezecek, gezerken içinde keyifle yenilip içilecek “doğru” bir teknenin nasıl olacağı inceden inceye düşünüldü. Sonunda Tuzla’da, SBO Yatçılık Tersanesi’nde üretime geçildi...

Şimdi yapımı tamamlanan, İstanbul’un kimliğine ve denizlerine yaraşır olabilmesi için herkesin kullanımına sunulan “Armada Gezi Teknesi”nin öyküsü de böyle işte...

e-bülten